Home kişisel gelişim Arzularla İhtiyaçlar Arasındaki Denge
Arzularla İhtiyaçlar Arasındaki Denge
By Suzan Güzel At 10 Mayıs 0
Modern dünyada istek ve ihtiyaç kavramlarının birbirine karıştırıldığı hatta "ihtiyaç" kavramının manipüle edildiği bir tüketim toplumunda yaşadığımız bir gerçek. Harcatmaya ve harcamaya yönlendirildiğiniz bu döngünün içerisinde çoğu istekleriniz için ihtiyaç algısına kapılmak suretiyle adeta kendinizi bilinçsizce kandırabilirsiniz. Bunun, hiç aklınızda yokken veya ihtiyacınız yokken etrafınızda çokça gördüğünüz bir şeyi isteyip, o şeye sahip olmanın sizin için nasıl bir ihtiyaç halini alabildiğinin sonucu olduğunu hiç düşündünüz mü? Reklamların, sosyal medyanın, çevrenizin ve sizi alışveriş yapmaya, harcamaya iten sebebin tüketim toplumunun yönlendirmesinden ve isteklerinizi manipüle etmesinden ibaret olabileceğini kendinize hiç sordunuz mu? İsteklerinizi ihtiyaçlarınızdan ayırt ederek aradaki dengeyi kurabilmenin aslında ne kadar gerekli olduğu bilincine vardınız mı? Bu dengeyi kurabildiğiniz takdirde; mutluluğun da daha fazlasına sahip olmakta değil, neyin gerekli olduğunu seçebilme iradesinde olduğunu anlayabilirsiniz!
Dolayısıyla, bu dengeyi anlamak ve kurabilmek için "istek" ve "ihtiyaç" kavramlarını iyi anlamak, birbirine karıştırmamak gerekir. Birçoğumuzun duyduğu ve daha önceki yazılarımda da değindiğim fizyolojik ve biyolojik ihtiyaçlar (beslenme, barınma)'dan kendini gerçekleştirmeye giden ve yükselen Maslow'un Hiyerarşi Üçgeni bize bu dengeyi bulmada yardımcı olur. İnsanlar sadece bedensel değil, ait olma ve güvende hissetme gibi ruhsal gereksinimlere de ihtiyaç duyarız. Bu ihtiyaçların eksikliği söz konusu olduğunda sağlığımız bozulur ve hayat kalitemiz düşer. Demek ki ihtiyaç kavramı bizim varoluşumuzu sürdürebilmemiz ile ilgilidir. Peki bu durumda, istek kavramı nedir? Bunu açıklamak gerekirse istekler genellikle dış dünyayla kıyaslanma veya geçici haz alma arzusuyla şekillenen bir çeşit dürtüyle gelen bir takım davranışlara sebep veren duygulardır. Aynı zamanda, isteklerin üzerinde çevresel faktörler ve kültürel etkilerde söz konusudur. Sosyal medyanın ve reklamların "istekleri" nasıl ihtiyaç gibi paketlediği, algı oluşturduğu ortadır. İsteklerin zamanla, yaşla ve çevreyle sürekli etkileşim halinde olduğu ve değişen bir dinamik yapısı olduğu da bir gerçektir.
İstek ve ihtiyaç kavramları en çok hayat şartlarımız ile ilgili olup finansal özgürlüğümüzü doğrudan etkiler. Bu yüzden aradaki dengeyi kurabilmek ekonomik açıdan olduğu kadar hayatta ve ayakta kalabilmemiz açısından da mühimdir; hayata ve mutluluğa dair bize çok şey anlatır. Örneğin, en kıssadan hisse kazandığınız parayı nasıl harcadığınız hayat yolunuzu belirleyecektir. En bütçe dostu denge oranı 50/30/20 Kuralı'dır. Bu kural finansal okuryazarlıktaki temel dengeyi ( ihtiyaçlar %50, istekler %30, tasarruf %20) oluşturur. Gelecekteki ihtiyaçları bugünkü isteklerin önünde tutmanın mantığının altında ihtiyaçların geleceğe dair bir güvenceyi beslemesidir.
İstek kavramında ihtiyaca nazaran psikoloji ağır basmaktadır. Bu kavramda geçicilik hissi ve dopamin döngüsü vardır. Yeni bir şeye sahip olmanın verdiği anlık mutluluk ve ardından gelen boşluk hissini yaşamanız çoğunlukla muhtemeldir. Bu yüzden duygusal boşluğumuzu eşyalarla doldurmaya çalışırız. Hatta yalnızlık veya yetersizlik hissini alışverişle bastırır ve maskeleriz. Tam bu noktada dengeyi kurmak adına bizden beklenen şey rasyonel seçimler yapmamız ve duygusal isteklere bağlı kararlarımızı akıl süzgecinden geçirmemizdir.
Diğer bir değişle, sizden isteklerle ihtiyaçları ayırt ederek dengeyi kurmanız beklenir!
Bunu da kendinize pratik sorular sorarak ve bir takım basit yöntemleri uygulayarak yapabilmeniz mümkündür. Bir şeyi satın almadan önce bekleyin, buna "30 Gün Kuralı" denir ve başarılı seçimler yapma konusunda etkin bir yöntemdir. Ayrıca, kendinize bazı kritik soruları mesela; "Buna gerçekten sahip olmasam hayatımda ne eksilir?", "Bunu başkaları görmeyecek olsa yine de ister miyim?" sorarak seçimlerinizi makul bir zemine çekebilirsiniz. Dahası, harcamalarınızı eşyalara değil deneyim, öğrenme ve gelişim gibi değerlere doğru yönlendirebilirsiniz.
Bunları yapmak size ne kazandıracak?! Öncelikle hayatınız sadeleşecek ve hayatınız sadeleştikçe de daha çok özgürleşeceksiniz. Elbetteki isteklerinizi yok saymayacaksınız, ancak onları yönetmeyi öğreneceksiniz! Yalnızca minimalist "azın çokluğunu" imgeleyen bir yaşantı olmayacak aradığınız, aynı zamanda bilinçli farkındalık içerisinde yaşantınızı şekillendirdiğiniz bir hayata sahip olmak olacaktır en büyük kazancınız.
Şimdi geleceğin için ne istediğine, nelerden vazgeçebileceğine ve hayatını doğru kanalize etmek için neye gerçekten ihtiyacın olduğuna karar ver!
Suzan Güzel

