Home mutluluğun formülü Aşkın Heyecanı mı Sevginin Huzuru mu?
Aşkın Heyecanı mı Sevginin Huzuru mu?
By Suzan Güzel At 11 Mayıs 0
Her insanın duygularını tarttığı bir terazisi vardır: Duygu Terazisi! Ne zaman bu terazide bir dengesizlik olsa duygunun biri ağır bassa; o an insanın hayatı duygusal problemleri yaşamaya açık hale gelir. Duygusal bünyemiz alarmlarla, zillerle, uyarılarla bize: Dikkat et diyerek, tehlike uyarısında bulunur. İnsan fiziksel olarakta zihinsel olarakta hatta duygusal olarakta hep bir dengede olmak zorundadır. Ancak bu şekilde o insan için sağlıklı ve güzel yaşıyor, sağlıklı ve güzel düşünüyor hatta sağlıklı ve güzel seviyor birde seviliyor diyebiliriz. Ancak bir duygunun ağır bastığı ve bu mükkemmel uyumun, dengenin bozulduğu zamanlarımız hiç olmayacak diye bir kural da yok, elbette! Hayatın kendisi inişli çıkışlı hep bir mücadele üzerine kurulu. Bize düşen insan olarak bu mücadeleyi belli bir aralık dahilinde çok fazla dalgalandırmadan stabil halde tutmaktır, "Neden mi?! Daha kaliteli ve daha sağlıklı bir yaşam için hayata karşı aldığınız tedbirler ve verdiğiniz tepkiler bunun için mühimdir.
İnsanı en çok yıpratan durumlar duygulardaki ibrenin ve dengenin şaşması ile ortaya çıkar. Bir insan hayatı başka bir insan hayatı ile birleştiği zaman ya da iki insan hayatı aşk ve sevgi bağlarıyla kesiştiği zaman; karşınızdakini başkalarından çok sevmeye başladığınızda yani sınırı koruyamayıp kendinizden de çok sevmeye başlarsanız yaralanan taraf büyük ihtimalle siz olursunuz. Bu anlamda aşkın sevgiden pek bir farkı yoktur aslında sadece sizin yaşadığınız duyguya ne kadar ne derece anlam yüklediğinize bağlı olarak değişir.
İnsanlık tarihi boyunca duygu yüklü, duygu yönü ağır basan insanların mesela şairlerin aşkı bilge insanların ise sevgiyi övmesi tesadüf değildir. Aşkta sevgi de geçici olabilir kalıcı da... Aşkın da sevginin de ömrü, ne kadarını benimsediğiniz duygularınızın ne kadarını kontrol edebildiğiniz ile alakadır. En büyük aşklar bile tolere edilebilindiği kadar yaşanır. Dolayısıyla, uzun vadede bir aşk ve sevgi yaşamak istiyorsanız kendizi de karşınızdakini de uzun vadede tolere edebilmelisiniz. Aksi takdirde toleransın bittiği yerde dayanamadığınız zaman karşınızdaki o çok sevdiceğinize de katlanamaz hale gelebilirsiniz. O yüzden sınırları iyi ayarlamak mesafeyi iyi korumak insan ilişkilerinin ömrünü uzatması açısından mühimdir.
Sevgi gibi aşkta bir şekilde emek ister. Burada emeği sadece zamana endekslemek yanlış olur bazen aşkta gösterdiğiniz ilgi ve şefkatte emeğe dahil olabilir. Hatta bir aşkta kısa sürede sevgiden daha fazla emek yani ilgi, şefkat, zamandan ve paradan feragat edildiğini de görmek mümkün. Aşkın da sevginin de birbirinden tek farkı karşılıklı olsa da olmasa da yaşadığınız yoğunluk, tıpkı aynı kök ve daldan olan bir çiçeğin taç yapraklarında olan ton farkı gibidir. Aynı bağlanma, aynı bağlılık söz konusudur; kimisi daha çok vericidir karşılığını alamayınca açı çeker buna aşk, arzu der ama aslında tabiri caizse kendi aptallığına yandığı ya da kontrol edemediği duygusal oburluğu aşk diye tarif etmektedir... Kimisi de aldığı kadar verir verdiği kadar alır saygıyı da elden bırakmaz adına sevgi der...Kısacası, neyi nasıl yaşadığınız sizin kendi karakterinizle örtüşen, bağdaşan duygularınız ve tepkileriniz ile ilgilidir.
Dolayısıyla, kurduğunuz bağın rasyonel, akılcı, dengeli olması durumunda sevgiden bahsetmek mümkün. Duygularınızı tanımadan daha toy anlamlandıramayan mantıklı cevaplar bulamayan biraz cahilce nasıl davranacağını bilemeden yaşadığınızda; avucunuzda her dain muhafaza etmek isteyeceğiniz adına aşk dediğiniz gerçekten ölüncüye kadar atacağına inandığını sandığınız bir kalp bulmak isteyebilirsiniz. Aşkla insanlar aslında kendilerini tanımaya başlarlar hem duygusal olarak hem biyolojik olarak. Sevgi ise daha çok kendini iyi tanıyan insanların tercih ettiği bağlılıktır. O yüzden aşkta sevgide zamanla yaşla olgunlukla birbirinden ayrılır. Aslında bu iki bağlılıkta kendinizi ne kadar iyi tanıyabildiğiniz ile ilgilidir.
Elbette, aşkta da sevgide de karşı tarafa karşı bir ilgi duymanız gerekir yalnız bunu sadece heyecanla adrenalin ile ölçmek yanlış olacaktır. Bugün ödevini eksik yapmış bir öğrencinin öğretmenin karşısında duyduğu heyecan da adrenalin de veya maaşını almak için sabırsızlanan müdürünü gördüğünde mutlu olan heycanlanan bir çalışanın da aşkta yaşadığınız adrenalin ve heyecan ile aynı biyolojik tepkiler içerdiğini yadsıyamayız.
Diğer bir değişle her zaman söylerim dersinize iyi çalıştığınız zaman sınırlarınızı iyi bildiğiniz ve koruduğunuz zaman huzuru da o tatlı dozdaki heyecanı da sevgide ve aşkta da bütün insan ilişkilerinde de bulabilirsiniz. Kendi merkezinde olan kendine yeten birey için bu mümkün.
Peki, sizin için bir ilişkide "vazgeçilmez" olan hangisi: Kalp çarpıntısı mı ruh dinginliği mi?
Suzan Güzel

