Home YAZILAR İlk Adım: Demlenmiş Bir Ömürden Sayfalar
İlk Adım: Demlenmiş Bir Ömürden Sayfalar
By Suzan Güzel At 01 Eylül 0
Uzun zamandır zihnimin bir köşesinde bekleyen, "bir gün mutlaka" dediğim o eşik, bugün aldığım müjdeli bir haberle aşıldı. Nihayet buradayım. Bugün 1 Eylül 2025; yeni bir ayın, yeni bir mevsimin ve benim için yepyeni bir yolculuğun ilk günü. Bu blog, sadece bir web sayfası değil; hayatın olağan akışında süzülen duygularımın, demlenmiş düşüncelerimin ve sizinle karşılıklı kahve içiyormuşçasına yapacağımız sohbetlerin evi olacak.
Geride bıraktığımız son bir haftayı düşündüğümde, insanın ne kadar aciz ve çaresiz kalabileceğini bir kez daha iliklerime kadar hissettim. Bazen akıl durur, hayal gücü tükenir, insan kendini koca dünyaya sığdıramaz olur. İşte tam o "bitti" denilen noktada, duanın gücü ve Allah’ın sonsuz inayeti tecelli ediyor. İnsanlar ne derse desin, "din" insana lazım. "Benim gücüm yetmez ama O’nun gücü her şeye yeter" diyerek başını yastığa koyabilmek, dünyanın en büyük konforuymuş.
Kur’an-ı Kerim’i kendi dilinde, anlayarak okuyanlar o eşsiz ferahlığı bilirler. Tüm o kutsal ayetlerin bize fısıldadığı aslında tek bir hakikattir: Tasalanma! O, sadece "Kun fe yekun" der. Yani "Ol" der ve olur. Zamanı geldiğinde her dua cevabını bulur, her imkansız görünen kapı aralanır. Bu teslimiyet, insanın ruhundaki o daralmayı alıp götüren en büyük şifadır.
Doktorum, ülkemizin hatırı sayılır profesörlerinden biri, tam 23 yıl önce bana "yazmalısın" demişti. Yazmak, ruhu sağaltan bir eylemdir. Ancak öyle çalkantılı yıllardan geçtik ki... Koca bir dönem geldi geçti. Siyasetin, ekonominin ve toplumsal olayların hızı içinde bazen durup düşünmeye, iki kelâmı kâğıda dökmeye fırsat bulamadım. Belki de bu blogun bir diğer amacı, bu çalkantılı tarihe kişisel bir gösterge, bir günce teşkil etmektir.
Bu süreçte en büyük imtihanlarımdan birini 2023 yılının o kapkara Haziran ayında yaşadım. 6 Şubat depreminin sarsıntıları henüz taze iken babamı kaybettim. Bir yılı aşkın süredir onu her gün rüyamda görüyorum; sanki hiç gitmemiş gibi, hayattayken anlattığı o güzel anıları bir kez daha, bir kez daha yâd ediyoruz. Babam, vatanını ve milletini canından çok seven, dürüst ve çok çalışkan bir insandı. Rabbim mekânını cennet eylesin. Onun bıraktığı o dürüstlük mirası, benim yolumu aydınlatmaya devam ediyor.
Bizim gibi ülkelerde acılar da kayıplar da hep ortaktır. Ancak bireysel acılarımızın yanında, toplumsal bir sancıyı da beraberimizde taşıyoruz. Şunu unutmamalıyız: Hükümetler gelir geçer, lakin devletimiz bakidir. Son yıllarda ülkemizin yönetimindeki savrulmalar, toplumsal adalete olan inancımızı ne yazık ki derinden sarstı. Oysa adalet, zamanında ve yerinde tecelli ettiğinde anlam kazanır. Geç gelen adalet, adalet değildir. Hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edildiği, herkesin kendini güvende hissettiği o günleri görmek en büyük temennimizdir. Bu sayfada, sadece iç dünyamı değil, ülkemizin bu sancılı gündemine dair söyleyecek sözlerimi de birer birer not düşeceğim.
Şimdilik, yani bu ilk gün için söyleyeceklerim bunlar. Saat gece yarısını vurmadan, tabiri caizse "kül kedisi" olup kendi dünyama çekilmeden önce bu satırları buraya bırakıyorum. Umuyorum ki bu yazılar sadece bana değil, okuyan herkese bir parça huzur ve ilham kaynağı olur.
Yarının hepimiz için adaletli, bereketli ve mucizelerle dolu bir gün olması dileğiyle...
Suzan Güzel

