Yaşamı Ertelemeyen Bir Bilinç: Eğitimde ve Hayatta "Hasbelkader"den "İrade

bilincli-egitim



Yaşamı Ertelemeyen Bir Bilinç: Eğitimde ve Hayatta "Hasbelkader"den "İrade"ye

​Hayat güzeldir... Tabii eğer onu acele etmeden, her anının tadına vararak yaşamayı öğrenebilirsek. Çoğumuzun hikayesi, bir yerlere yetişmeye çalışırken kaçırdığımız o değerli anların burukluğuyla dolu. Aceleyle yaşanmış hayatların heybesinde genellikle kırgınlıklar ve "keşke"lerle dolu pişmanlıklar birikir. Bugün bu satırları kaleme alırken, zihnimde tek bir soru yankılanıyor: Bize hayatı ıskalatan bu acelenin ve niteliksiz kalabalığın sorumlusu kim?

​Gençliğin Çalınan Yılları: Sınav, Stres ve Kaygı Üçgeni

​İnsan hayatının en verimli, en enerjik ve en "altın" dönemi olan gençlik yılları, ne yazık ki modern dünyanın eğitim çarkları arasında öğütülüyor. Gençlerin hayatından yıllarını alıyoruz ancak karşılığında onlara sunduğumuz şey koca bir boşluktan ibaret kalabiliyor. Uzun eğitim dönemleri boyunca verilenler; sadece bitmek bilmeyen sınavlar, kronik bir stres ve karanlık bir gelecek kaygısı...

​Peki, hayata dair asıl öğrenilmesi gerekenler nerede? Bir yaşam felsefesi edinmek, bir karakter inşa etmek, zorluklarla başa çıkma becerisi kazanmak veya ruhu besleyecek bir estetik bakış açısı geliştirmek... Maalesef mevcut sistem; alışkanlık, tutum ve beceri kazandırmak yerine sadece "bilgi yığınlarını" zihinlere boca ediyor. Sonuçta ise "hasbelkader" eğitiliyor, "hasbelkader" yaşıyoruz. Sonra birileri çıkıp "hiçbir şey tesadüf değildir" dediğinde, içimizdeki o buruk sesle fısıldıyoruz: "Herkes hak ettiğini yaşar." Ama gerçekten hak ettiğimiz bu mu?

​Antik Bilgelikten Modern Hayal Kırıklığına

​Dünya gerçekten garip bir yer. "Bir lokma bir hırka" felsefesini dillerinden düşürmeyenlerin kabarık banka hesaplarını gördükçe, insan sormadan edemiyor: Acaba "hak edilmiş o güzel yaşam" dedikleri şey, her şeyi kitabına uydurarak yaşamak mı? Kiminin entarisi boyunu aşarken kiminin cepkeninin delik olması, adaletin terazisindeki o büyük sapmayı gözler önüne seriyor.

​Bu noktada durup düşünmek gerekiyor: Acaba o büyük filozoflar mı bir yerde hata yaptı? Devlet yönetiminin ve toplumsal düzenin temellerini atan Platon, Sokrates veya Aristoteles; insan doğasını ve toplumu sorgularken neyi gözden kaçırdılar? 21. yüzyılın teknolojik imkanlarına rağmen, neden hala insana layık, adil ve huzurlu bir toplumsal düzeni tesis edemedik? Bir yerlerde birileri yanlış yaptı ama kim, nerede, ne zaman? Belki de hata, bilgiyi "erdem"den koparıp sadece bir "araç" haline getirmemizde yatıyor.

​Müfredatın Tozlu Rafları ve Kayıp Zamanlar

​Geçenlerde bir dizideki şu replik dikkatimi çekti: "...Ağayı karısından boşanmasına ikna eden sen, ne yapacaksın okumayı? Bir havuzu kaç musluk doldururmuş, onu mu öğreneceksin?" Bu cümle ilk başta kulağa kaba bir işgüzarlık gibi gelse de, aslında eğitim sistemimizin kalbindeki o büyük yaraya parmak basıyor. Elbette eğitim bize kurnazlığı öğretmemeli; ancak bir havuzun kaç muslukla dolacağını bilmek, bir gencin hayatındaki en öncelikli bilgi mi olmalı?

​Eğer teknik bir branş veya mühendislik seçmediyseniz, okul yıllarında ezberletilen o formüller, hayatınızın geri kalanında beyninizin tozlu raflarına kaldırılıyor. Muhtemelen hayatınızın en üretken yıllarında, o bilgilere bir kez bile ihtiyaç duymuyorsunuz. Bizim eğitim sistemimizin en büyük hatası; doğru zamanda, doğru yerde, doğru bilgiyi vermeyişidir. İnsana önce "yaşamayı" değil, "hesaplamayı" öğretiyoruz; oysa hayat hesapla değil, bilinçle güzelleşir.

​Sabır, İnanç ve Vazgeçmemek

​Hayat, ancak onun bilincine vardığınızda gerçekten "yaşanmaya" başlar. Mevcut sistemin bize biçtiği dar elbiseler içinde iyi şeylerin gerçekleşmesi maalesef çok zaman alıyor. Eskilerin dediği gibi: "İyi şeyler inandığında, daha iyi şeyler sabrettiğinde, en iyi şeyler ise vazgeçmediğinde gelir." Ancak bu sistem, bizi "en iyi" için neredeyse tüm ömrümüzü feda etmemiz gerektiği düşüncesine mahkum ediyor.

​Oysa zaman, en kıymetli hazinemizdir. Eğitimin ilk yıllarında amaç; çocukları işe yaramaz bilgilerle boğmak değil, onları hayata bağlayacak psikolojik dayanıklılıkla, estetik zevklerle ve profesyonel becerilerle donatmak olmalıdır. Hayatta kalma becerisini ve kendini gerçekleştirme tutkusunu erken yaşta kazanan bir birey, zamandan ve hayattan muazzam bir tasarruf sağlar.

​Geleceği İnşa Etmek: Akılcı Bir Toplum

​Yapay zekanın sınırları zorladığı, makinelerin "düşünmeye" başladığı şu yıllarda, bizim de çok daha akıllı, zeki ve sağduyulu insanlar yetiştirmemiz şart. İyi şeyler için gereken süreyi "izafi" olmaktan çıkarıp, akıl ve öngörüyle yönetilebilir hale getirmeliyiz. Doğru bir eğitim sistemiyle, sadece teknoloji üreten değil, o teknolojiyi insanlığın huzuru için kullanacak "akılcı bir toplum" inşa etmek mümkün.

​Yeter ki karar vericilerimiz bu hayati ihtiyacın farkına varsınlar. Ya da daha önemlisi; bizler, bu farkındalığa sahip insanları başa getirecek bilince ulaşalım. Unutmayalım; hayat, onu hasbelkader yaşayanların değil, iradesiyle yönetenlerin elinde güzelleşir.

Suzan Güzel





ODDTHEMES | Distributed by Gooyaabi Templates